DÜNYA RESİM TARİHİ

DÜNYA RESİM TARİHİ VE ÇAĞDAŞ SANAT AKIMLARI
Resim sanatına ait ilk izlere Yontma Taş Devri’ nde rastlıyoruz. Bu devir insanlarının, uçları yanmış tahtalarla yaptıkları mağara duvar resimleri daha çok av sahnelerini canlandırırdı. Zamanla mimari yapılara verilen önem nedeniyle resim sanatının gelişimi durmuş, fakat süsleme ve bezeme alanında büyük ilerlemeler görülmüştür. Ortaçağda renkli taşları yan yana dizerek yapılan mozaik resimler, kiliselerin vazgeçilmez süslerinden olmuştur.Ayrıca fresk çalışmalarıda resim sanatının gelişimine aşık tutmuştur. Minyatür sanatının( kitap yazma ve resimleme) da ortaya çıkması bu döneme rastlar.
Ortaçağın sonuna doğru resim sanatına temel olacak bazı kuralları, Giotto adındaki italyan ressam tablolorında uygulamıştır. Sanatçı o güne kadar resimlerde uygulanmayan  “ konunun yeri, perspektif, açık-koyu “ gibi unsurları işleyerek  resmin babası ünvanını almıştır.

TARİH ÖNCESİ ÇAĞLARDA ANADOLU

PALEOLİTİK ÇAĞ
Bu dönem insanlarının ilk yerleşim yerleri doğa şartları nedeniyle mağaralar ya da kaya sığınakları olmuştur. Üretimden uzak, avcılık ve toplayıcılığın esas olduğu bu çağ insanlarının bıraktıkları kültür verileri genellikle, çakmak taşından yontularak oluşturulmuş delici ve kesici aletlerdir.
Avrupa'nın birçok yerinde mağaralarda bu döneme ait resimler bulunmaktadır. Örnek olarak Fransa'da Lascaux Mağarası, İspanya'da Altamira mağarası sayılabilir.
Anadolu'da Paleolitik Çağ'da yerleşim yerleri : Antalya Beldibi, Karain, Belbaşı, Öküzini, Adıyaman Palanlı, mağaraları v.b.

MEZOLİTİK ÇAĞ
Paleolitik Çağ'dan büyük farklılık göstermez. Paleolitik Çağ ile Neolitik Çağ arasında bir geçiş dönemidir. Bu çağın en özgün buluntuları "mikrolit" diye adlandırılan çakmaktaşından yapılmış geometrik biçimli minik aletlerdir. Anadolu'da Mezolitik Çağ'da, Samsun Tekkeköy, Antalya Beldibi ve belbaşı kaya sığınaklarına rastlanmıştır.

NEOLİTİK ÇAĞ
Yeni Taş veya Cilalı Taş Devri olarakda anılır. İlk üretim ve mağara dışında ilk köy yerleşimi başlamıştır. Yine bu çağda göçebeliğin yerini tarım ve hayvancılık almıştır. Anadolu'da Söğüt Tarlası-Urfa, Çatalhöyük-Konya, Hacılar-Burdur, Köşkhöyük-Niğde bu çağın önemli yerleşim merkezleridir.

KALKOLİTİK ÇAĞ
Avcılığa olan ilgi azalmış, mağara duvarlarına yapılan avcılıkla ilgili duvar resimleri önemini kaybetmiş ve giderek ortadan kalkmıştır. Bu dönemde genellikle çeşitli çanak-çömlekler üzerine geometrik bezemeler biçiminde resim yapılmıştır. Anadolu'da Beyce Sultan-Çivril,Denizli , Fikirtepe-İstanbul, İkiztepe-Samsun ve Kumtepe-Çanakkale bu dönemin önemli merkezlerindendir.

MADEN ÇAĞI
Maden Çağı dört kısımda incelenir:

Eski Tunç (M.Ö. 3000-2000)
Orta Tunç (M.Ö. 2000-1500)
Son Tunç (M.Ö. 1500-1000)
Demir Çağı (M.Ö. 1000)

Bu dönemde taş aletler yerlerini parlak perdahlı, yüzleri, kulpları, yiv biçimindeki bezemeleriyle madeni kapların taklit edildiği çanak çömleğe bırakmıştır. Anadolu'nun Maden Çağı, Orta Tunç döneminde itibaren tarih çağlarına girer. Bu çağdaki yerleşim alanları, güneyde Çukurova ve Amik bölgesinde, batıda Troia (Truva) çevresinde, İç Anadolu'da Ahlatlıbel, Polatlı-Gordion, Alişar, Alacahöyük ve Kültepe'de ağırlıklı olarak karşımıza çıkmaktadır.

İLK ÇAĞDA ANADOLU SANATI

HİTİT SANATI
Yakındoğu tarihinin Mezopotamya dışında en büyük kültürünü kurmuşlardır (M.Ö. 2000) Merkezleri Hattuşaş'tır . Korunma amacıyla yapılan surlar, kente girişi sağlayan kapılar yapılmıştır. Kapıların altında "Potern" denilen yeraltı yeraltı geçitleri bulunmaktadır.

FRİG SANATI
Merkezleri Polatlı yakınlarında Gordiondur (M.Ö. 8.yy). Megaron planlı (bir giriş holü ve bunu izleyen büyük salondan oluşan yapı) yapılar en fazla kullandıkları mimari yapı tipidir. Kaya mezarlarının yanısıra tümülüsler (toprak yığması ile oluşan yapay tepelerden meydana gelen mezar) aynı ölçüde önemlidir.

LİDYA SANATI
Merkezleri Sard'dır (M.Ö.2000). Lidya tümülüsleri taştan yapılan bir mezar odası ve buraya dıştan ulaştırılan yollar bakımından Frigya tümülüsünden ayrılır. Lidya Sanatında küçük el sanatları yaygındır. Lidya seramikleri biçim yönünden Yunan Seramiği'nden etkilenmiştir. Fildişi oymacılığı ve altın işçiliği ön sıralarda yeralır.

URARTU SANATI
Başkentleri Tuşpa (Van) dır (M.Ö. 9-6.yy). Saraylar, tapınaklar, kuleler ve benzeri eserler vermişlerdir.

ÖN ASYA UYGARLIKLARI

MISIR SANATI
Eski Krallık (M.Ö. 3000-2100)
Orta Krallık (M.Ö. 2100-1560)
Yeni Krallık (M.Ö. 1560-715)
Geç Dönem (M.Ö. 715-332)

Eski Krallık döneminde mezarlar basit odalar şeklindedir. Tuğla duvarlar ahşap ile kaplıdır. Bunların üzerinde asıl lahdin bulunduğu yer kirişlerle örtülür. Mezar odası ve tören yeri toprağın oldukça altındadır. Buraya genellikle ölü heykelleri konulur. Bu gelenek ölünün mumyalanması kadar önemlidir. Mezar odasının ve tören yerinin toprak altında olmasına rağmen, toprak üzerinde, kenarları eğimli dikdörtgen planlı bir yapı yer almaktadır. "Mastaba" adı verilen bu düzenleme ile birlikte piramitlere geçişin ilk adımı atılmış olur.

Mısır Mimarisi'nde Piramitler
Keops, Kefren, Mikerinos piramitleri ile görkemli sfenks aynı döneme aittir. Bu eserler Gize Ovası üzerindedir ve Mısır'ın sembolü olarak kabul edilir.

Resim Sanatı
Konu olarak, cenaze törenleri ve diğer dini gelenekler işlenmiştir. Bunların dışında hükümdara hediye sunuşlar, tarlalarda çalışan insanlar gibi değişik ve güncel konulara yer verilmiştir. Boya olarak, topraktan elde edilen doğal renkler; fırça olarakda ucundan püsküller çıkana kadar çiğnenmiş kamış kullanılırdı. Figürlerde, yüz profilden, gözler önden görülürmüşcesine yapılırdı. Vücutta, omuzlar kalçaya kadar cepheden, bacaklar ise profilden verilirdi.

MEZOPOTAMYA SANATI
Dicle ve Fırat nehirleri arası bölgeye verilen isimdir, iki nehir arası anlamına gelir. Sümerler astronomi ile yakından ilgilenmişlerdir. Yüksek tapınakları dini işlevinden ayrı olarak rasathane aracı olarak ta kullanulmıştır. Mısır piramitleri ile aynı dönemde yapılan bu kule-tapınaklar arasında birtakım benzerlikler vardır.
Heykellerinde, çoğunlukla ellerini göğsünün üstünde kavuşturmuş, tüylü bir kürk giymiş, tapınan insan figürleri tasvir edilmiştir. Kabarma konularında dönemin politik olaylarına yer verilmiştir.

ANADOLU'DA YUNAN - ROMA VE BİZANS SANATI

YUNAN SANATI
Mimari
Yunan mimarisinin ortaya koyduğu en önemli yapı tipi tapınaklardır. Tapınaklar tanrının evidir. Dor Nizamı (Anadolu'da, Dor Nizamında yapılan tapınaklara bir örnek Assos'taki Athena tapınağıdır) , İyon Nizamı (Efes Artemis tapınağı), Korint Nizamı (Silifke civarında Uzunburç'ta bulunan Zeus Tapınağı) olarak bölümler halinde incelenir.

Heykeltraşlık
1.Arkaik Dönem (7.yy) : Mısır ve Mezopotamya sanatının etkileri görülür. Frontal duruş devam etmektedir. Eller yumruk halinde aşağıya sarkıtılmıştır. Adaleler kabarık bir haldedir. Vücut tamamen çıplaktır. (örn. Delfi'de bulunan atlet heykeli)
2.Klasik Dönem (5. ve 4. yy): Vücut ağırlığının iki ayağa eşit olarak dağıtılması yerine ağırlık bir bacağa bindirilmiş ve böylece bünye düz bir hat yerine eğri bir hat çizerek daha gerçekçi bir görünüm kazanmıştır.(örn. Miron’un disk atan heykeli)
3.Hellenistik Dönem (M.Ö. 330-30) : Heykellerdeki tanrısal ifade ortadan kalkmştır. İnsan duyguları ve karakteri ana konu olmuştur. İdeal insan yerini sıradan insanlara bırakmıştır.(örn. Laakoon ve oğulları heykeli)

ROMA SANATI
Bu dönemde Tapınaklar, Forum,Bazilika gibi mimari kuruluşlar vardır. Amfitiyatrolar, hamamlar, stadyum, hipodromlar sosyal hayatı canlandırmıştır.
Romalılar Etrüsk yapı tekniği ve kireç harcı kullanarak kemer ve kubbe tekniklerini geliştirmiş ve bunlarla geniş mekanlı binaların üstünü kolaylıkla örtmüşlerdir. Roma'da M.S. 80'de yapılan Colloseum, Pantheon Tapınağı, Pompei'deki evler bu dönemin başlıca yapıtlarıdır. Heykellerinde ve kabartmalarında dini konular ağırlıktadır.

ERKEN HRİSTİYAN VE BİZANS SANATI
Bizans Sanatı , Roma İmparatorluğu'ndaki siyasal değişikliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Büyük ölçüde Roma Sanatı ile ilişkili bir sanat olmuştur. Hristiyanlığın yasak olduğu yıllarda dini ibadetlerini gerçekleştirmek için katakomplar yapmışlardır. Burada sembolik bir sanat vardır. Erken Hristiyan Sanatının gelişmesinde en önemli bölge Kapadokya bölgesidir. Bu alandaki kaya mezarlarında birçok resime rastlanır. Bizans Sanatı'nın dönemleri:

1.Erken Bizans Dönemi : 5. yy sonundan 726 yılına kadar devam eder. Bu dönemde Hellenistik ve Roma sanatı özellikleri Bizans sanatı üzerinde etkili olmuştur.
2.İkonoklaşma Dönemi : (726-842) Bu dönemde tasvir yasağı vardır.
3.Orta Bizans Sanatı : (842-1204) Bizans sanatının kendine özgü karakterini bulduğu dönemdir. İslam uygarlığı ile beraber, ilkçağın bilgi ve doğunun sanat zevkinin egemen kıldıkları bir dönemdir.
4.Son Dönem : 1261'den 1453'e kadarki son eserlerin verildiği dönemdir.

ORTAÇAĞ AVRUPA SANATI

ROMAN SANATI (900-1200)
Roman Sanatı'nın doğuşunu hazırlayan etken , kiliseyle devletin bir sanat yarışına girmeleri olmuştur. Tamamen dinin etkisindedir ve dini mimari görülür. Eski dönem bazilika planı esas alınmıştır. Fransa'da Saint Etienne Kilisesi, Almanya'da Spayer Katedrali, İtalya'da Modena Katedrali, Pisa Katedrali bu sanatın önemli örneklerindendir. Roman sanatında heykel mimariyle birlikte verilmiştir. Skolastik düşünce devam eder.

GOTİK SANATI (12. yy)
Yapılan eserlerin hepsinde bir bütünlük vardır. Çizgisel, sivri kemerli ve köşeli biçim anlayışı taş, ahşap ve mermer dakorasyonda da ele alınır. Gotik mimaride duvarlar önemini yitirmiş ve duvarlarda açılan kemerler ve vitraylarla kilisenin içi dış dünyaya açılmıştır. Fransa'da Notre Dame Katedrali, İngiltere'de Canterbury Katedrali, Almanyada Elizabeth Katedrali, İspanya'da Burgos Katedrali ve İtalya'da San Francesca Bazilikası Gotik Sanatın değerli örneklerinden bazılarıdır.

RÖNESANS SANATI (15. yy)
Avrupa'da Antik Yunan ve Roma medeniyetine ait unsurların ön plana alınarak sanat, edebiyat ve bilimde 15 ve 16.yy ilk yarısında gerçekleştirilen büyük gelişme Rönesanstır. Kelime anlamı "yeniden doğuş"tur. İtalya'da görülmeye başlanmış ve buradan Avrupa'nın birçok ülkesine yayılmıştır.

Ortaçağın skolastik düşünce sisteminin katılığı özellikle sanatçılarda büyük tepki yaratır. Kilisenin, din adamlarının, insanların inançları nedeniyle baskı yapmadıkları bir dünya özlemi başlar. Rönesansla birlikte artık dinin sanat üzerindeki etkisi azalır ve sanatçılar artık eserlere imzalarını atmaya, din dışında yapıtlar vermeye, tabiata ait motifler yapmaya başlarlar.

Rönesans resim sanatı

Rönesansın resim sanatına kazandırdığı en önemli katkı zenginleşen konulardır. Dini tasvirlerin yanında tabiata ait motifler tüm canlılığıyla tuvallere taşınmıştır. Çeşitlenen konular yanında, resim sanatçıları iç dünyalarını, kendi düşlerini özgürce işleme serbestisini Rönesans ile kazanmışlardır. 

Giotto

Leonardo da Vinci

Tiziano

Raphael

Brueghel

Albrecht Dürer

Michelangelo

Ghiberti

MANIERISM
Rönesans anlayışını takip eden süreçte ve daha sonrasında Avrupa'ya ve Avrupa ülkelerinin deniz aşırı sömürgelerine uzun sure hakim olan barok sanattan önce kısa bir sure için etkin olan akıma manierism denir.

Michalengelo Buonorroti(1475-1564)

Jacopo Carucci da pantormo(1494-1556)

Francesco Parmiagianino(1503-1540)

Pieter Veronese(1525-1569)

El Greco(1541-1614)


BAROK DONEM
17. y.y. basından 18. y.y. son çeyreğine kadar uzanan Avrupa sanatına hakim olan bu akıma barok ismi bir yakıştırmadır. Barok sanatı her şeyden önce karşıt reform hareketiyle doğmuştur. Bu sebeple de ana kaynağı Roma ve Papalık çevresinde şekillenen anlayıştan beslenmiştir. Rönesans anlayışına ve reform hareketlerinin getirdiği yeni anlayışlara karşı bir propogandayı hedefler. Kaybedilen Hıristiyan ruhun yeniden kazanılması ve ruhsal kurtuluş için seslenmeye dönüşmüştür. Bu sebeple yoğun bir psikoloji birikimi ve duyarlılığı bünyesinde toparlamaktadır. Merhamet ve acıma, ihtiras ve heyecan görkem ve şaşırtıcı bir taskinlikla yogrulan barok eserler; dini ve din disi konularda buyuk bir tesir gucune sahiptir. Ronesansa hakim olan geometrik ve sinirli formlar ve cizgisel renkler ve isiklarla dagitilmis olan formlarin psikolojik etkinlik kaynagi olarak renk anlayisi hakim olmustur. Kullanilan renklerde isik ve golge kullaniminin denetimi altinda derin bir duyarliliga yonelmistir. Barok sanat mimari alanda muhtesem eserler vermistir.

Caravaggio(1573-1610)

Annibale Carracci(1560-1609)

Giovanni Battista Tiepolo(1696-1870)

Antonio Canaletto(1697-1768)

Francesco Guardi(1712-1793)

Adam Elsheimer(1578-1610)

Pierre Paul Rubens(1577-1640)

Jacop Jordaens(1593-1678)

Antony Van Dyck(1599-1641)

Vermeer Van Delf(1632-1675)

Jan Van Goyen(1596-1656)

Jacop Van Ruisdael(1628-1682)

Diego Velazquez(1599-1660)

Claude Gellee Lorraine(1600-1682)

Antoine Watteau(1684-1721)

ROKOKO SANATI
Barok'tan sonra gelişen bir sanattır ve Barok'tan daha şaaşalı mimari eserler verilmiştir. Öncüsü Geinsburg'tur.

19.yüzyıl

NEO KLASIZM

Sanatta yeniden ilkçağ unsurlarının ön plana çıkması anlamına gelir. Bu dönemde, eski Yunan ve Roma tarzı tekrar canlandırılmıştır. Bu akım özellikle Barok Sanatı'nın aşırı süslemeciliğine duyulan bir tepkidir. Neoklasik resim: Yeni tarzın teknik özellikleri, ışığın getirdiği etkilerden uzak, perspektif ve derinlik aramayan, arka plana ağırlık veren -keskinleşen- çizgilerdir. Bu akımın en büyük ustası Jacques Louis David'dir.

Antonio Cannova(1757-1822)

Johan Gottfri Schadow(1764-1860)

Jacques Louis David(1748-1825)

Jean Pomuste Dominique Ingres(1780-

ROMANTIZIM
Romantizm'de sanatçı doğrudan kendisine yönelmiştir. Duyguları, iç dünyası, kendi gücü onun tek kaynağıdır. Bu akımda sanatçının bireysel olarak kendini yorumlaması, kişiliğinin duygusal yanını en iyi biçimde anlatabilmesi onun başarısıdır. Bu akımın en önemli sanatçıları Fransisko Goya, Teodore Gericault, Eugene Delacroix'tir.

Ludwig Adrian Richter(1803-1884)

Caspar David Friedrich(1774-1840)

Alfred Rethel(1816-1859)

Philipp Otto Runge(1877-1810)

Eugene Delacroix(1798-1863)

Francisco De Goya(1746-1828)

Teodore Gericault

William Blake(1757-1827)

John Constable(1776-1837)

Joseph Mallord William Turner(1775-1851)

Dante Gabriel Rossetti(1828-1882)

NATÜRALİZM
Güzel sanatlarda ışık-gölge, oranlar, renk değerleri ve karakteri, optik görünüş içinde yansıttırma anlayışıdır. Bu anlayışta ki bir eser ,doğayı detaylarıyla içine alır. Natüralizm’de doğaya mümkün olduğunca sadık kalınır. Natüralizmi realizm ile karıştırmamak lazım. Realizm yani gerçekçi anlayış ise bir şeyin gerçek karakterini göstermek için onun gerçek unsurları örten detaylardan ayırtarak ortaya çıkarma işidir. İdealizm ise natüralizm ve realizmin aksine insanın bir ideale göre anlatım görüşüdür. Natüralizm barok ile gelişir. 19yy peyzaj resmi natüralizmi çok kullanmıştır

REALIZM / GERCEKCİLİK
Romantizmin guclu oldugu donemde romantizmden dogan gurup calisma yaptiklari koyun adiyla manzara ressamlari barbizon ekolu olarak adlandirilmistir. Dogaya bagli, ucsuz bucaksiz kirlar su birikintileri, agaclar eserlerine konu yapilmistir. Yumusak bir duyumun hakim oldugu doga tum sukunetiyle yansitilmistir. Barbizon ekolu icinde yer alan Jean Francois Millet dogaya oldugu kadar insanada agirlik vermistir. bu anlayis gercekcilik icin temel teskil etmistir. Gustave Courbet; barbizon ekolu uzerindeki romantizm etkisinden tamamen siyrilarak son derece basit ve olagan temalarin bile nasil bir esere temel teskil edecegini ve sanat degerini kazanacagi gosterilmistir.

Wislow Homer(1836-1910)

Max Liebermann(1847-1935)

Wilhelm Leibl(1844-1916)

1880' ler

TONALİZM

SEMBOLIZM
19. y.y. da gelisen materyalist ve sanayi asigi anlayisa tepki olarak ortaya cikmistir. icinde bulundugu cetin ve zor sartlara bir tepki oldugu kadar bu cagin gerceklerinden bir tur kacisi da beraberinde getirmistir. 1886 da ortaya cikan bu akim empresyonizmin izlenimci gercekciligi kadar diger anlayislarin maddeci tavrina karsilik duygu ve hayalci bir ic duyarliligin onem tasidigi ifadeci ve anlatimci bir tavirla belirginlesti. Hayatin karanlik ve carpik yonlerini hayalci bir dusunceyle yenileyen sembolistler romantik sanata yaklasan bir konu secimine sahipti.

Odilon Redon(1840-1916)

Pierre Puvis de Chavannes(1824-1898)

Gustave Moreau(1826-1898)

Giovanni segantini(1858-1899)

EMPRESYONIZM (IZLENIMCILIK)
İzlenimcilik anlamına gelen empresyonizmde sanatçılar dış dünyaya ait olanı; ışığı, renkleri, tepkileri, hüzünleri işlemekte ve yakalanan anlık konuları resmetmektedir. Bu akım ışık ile resim yapma olarak tanımlanmaktadır. İzledikleri temel kaynak güneştir. Konu ışık yansımaları arasında kaybolmuştur. En önemli temsilcileri Manet, Monet ve Renoir'dir.

Edouard Manet(1832-1883)

Claude Monet(1840-1926)

Camille Pissaro(1830-1903)

Alfred Sisley(1839-1899)

Auguste Renoir(1841-1919)

Edgar Degas(1834-1917)

PUVANTİLİZM( NOKTACILIK)
Neo-Empresyonizm(Yeni izlenimcilik) diye de sanat tarihine geçmiş olan bu akım Empresyonist görüşlerin etkisinde kalmış ve bir bakıma da onun devamı sayılır. Puvantilistler bilimsel metotlarla renk karışımını uygulamışlardır. Amaç göz yolu ile renk karışımını sağlamaktır. Bu akımın sanatçıları renkleri paletlerinde karıştırmayıp direk tuval üzerinde noktalar halinde koyarak çalışıyorlardı.

Seurat 

Signac

POST-EMPRESYONIZM
Empresyonizme tepki olarak doğmuştur. Bu akımın temsilcileri ışık oyunlarıyla oluşan gelişigüzel kompozisyonları tekrar düzene koyarlar. Van Gogh, Paul Gaugin, Cezanne ve Seruat bu akımın önemli sanatçılarındandır.

Paul Cezzanne(1839-1906)

Paul Gauguin(1848-1903)

Vincent Van Gogh(1853-1890)

1890 'lar

EKSPRESYONIZM (DISAVURUMCULUK)
Dışavurumculuk anlamına gelen bu akım empresyonizme tepki olarak doğmuştur. Ekonomik sorunlar, siyasi karışıklıklar, sosyal dengesizlikler sanatçiları ekspresyonizme doğru itmiştir. Bu akımın en ünlü sanatçısı Edward Munch'tır.

Vincent Van Gogh(1853-1890)

Fredinand Hodler(1853-1918)

Eduard Munch(1863-1944)

FAUVIZM
19. yy ikinci yarısında sanata bakış açısı tamamen değişmiştir. Artık sanatçının eserine özgürce sahip olma düşüncesi egemen olmaya başlamıştır. Fovizm'de çiğ ve sert renkler kullanılması bu akımın başlıca özelliğidir. Resim elden geldiğince sade ve temiz boyalıdır. Önemli sanatçıları Henri Matisse, Brague ve Derain'dir

Henri Matisse(1869-1954)

NABILER
Renklere dayali resim yapma egilimi nabiler ve fauvistleri ileriye goturmustur. nabiler ince renk tabakalariyla donuk solgun renkleri tercih etmislerdir. tamamen renklerle yapilan bicimlendirme anlayisina sahip olan nabiler fauvistlere benzemesine ragmen fauvistlerin guclu anlatimna temkinli yaklasmislardir.

Pierre Bonnard(1867-1947)

Eduard Vuillard(1868-1940)

1900 'lar

DİE BRÜCKE
Dresden'de 1905'te kurulan Alman dışavurumcu sanat topluluğu. Kurucu üyeleri; Fritz Bleyl, Erich Heckel, Ernst Ludwig Kirchner ve Karl Schmidt-Rottluff olan topluluğa sonradan katılanlar ise; Emil Nolde, Max Pechstein ve Otto Mueller'dir. Bu akım, sanatla yaşam rasında bir yakınlık kurmayı amaçlar. 20. yüzyılda ortaya çıkan modern sanatın gelecekteki gelişmelerine temel oluşturan bu akım, dışavurumculuk akımını yaratmıştır.

Fritz Bleyl

Erich Heckel

Ernst Ludwig Kirchner

Karl Schmidt-Rottluff 

 

ART NOUVEAU (YENI SANAT)
19. y.y. Ortalarindan itibaren mimari ve susleme sanatinda onemli bir uretim alani bulan bu akim en onemli eserlerini mimari ve ic mimari alanlarda vermesine ragmen ressamlar tarafindanda uygulanmistir. Gelisen teknolojinin durtusuyle ortaya cikan modern yasamin ic arayislarini ve daha cok sanayinin gucu karsisinda insanlarin icine dustugu saskinligi yansitmaktadir. geleneksel sanata karsi cikan art nouveau Cok yumusak kivrak cizgilerin yogun oldugu suslemeyi on plana cikararak sanayiye bagli bir tarzi benimsemislerdir.

Victor Horta(1861-1947)

Hector Guimard(1867-1942)

Antonio Gaudi Y Corret(1852-1926)

KUBIZM
Fovizm'den kopan sanatçıların oluşturduğu bir akımdır. Üçüncü boyutu tuvalin üzerine perspektif olmadan getirebilmesi temel özelliğidir. Cisimler parçalanır, öne arkaya katlanır, açılır. Pablo Picasso bu akımın en önemli öncüsü olmuştur.

Pablo Picasso(1881-1973)

Georges Braque(1882-1963)

Juan De Gris(1887-1927)

ORFIZIM
1911-1914 yillarinda yogun faaliyet gostermistir. Renk ogesi herseye hakimdir. Taninabilir ve kanitlanabilir gercek temalardan kacisin ana egilimi belirttigi bu akimda yapilan eserlerde yapit dogal yapitsal aygitlardan bagimsiz olup kendi esas ic yapisina ait netlik kazanmistir. Dengeli ve statik bir sekillenmeden cok cagin ic dinanizmine uyan cok hareketli bir dinanizme sahip bu eserler dis dunyadan cok kendi ic dunyalarinin dinanizmini yansitmaktadir. Senkronizmde bu akimdan turemistir

Frank Kupka(1871-1957)

Robert Delaunay(1885-1941)

Francis Picabia(1879-1953)

Salvador Dali(1904-1989)

Joan Miro(1893-1983)

Paul Klee(1879-1940)

Frida Kahlo(1910-1954)

PURIZM
1920 lerde Kubizm sonrasinda ona tepki olarak dogmus bir sanat anlayisidir. Hareket icinde durgun bir yalinlikla ele alinan goruntulerin aciklik ve nesnellikle ifadesi temellerini olusturur. icgudusel bir reddetmeyle sekillenen tutkular ana belirleyici olarak ele alinmis olup sevinc ve haz duyumlari arasinda kesin bir ayrim ortaya koyarak degismez seyleri ifadeye yonelmistir. olculer ve sayisal uyuma buyuk onem veren bu sanatcilarmuhendislikten yogun etkiler almis olup tamamen fonksiyonel bir tarz uretme hedefindedirler. Mutlak uyumun gorsel sanatin temeli oldugunu savunmuslardir.

Le Carbusier(1887-1965)

Amedee Ozenfant(1886-1966)

Giorgio Morandi(1890-1964)

FUTURIZM (GELECEKCILIK)
20. yy başlarında, Kübizm'e tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu akım çok az sayıda ressam tarafından benimsenmiştir. Dış dünyayı bir tarafa bırakarak tamamen iç dünyayı tuvale aktarır. Savaşların, hızlı makineleşmenin insanın iç dünyasını, duygularını nasıl etkilediği bu resimlerde rahatlıkla izlenebilir. Umberto Boccioni bu akımın öncülüğünü yapmıştır.

Giacomo Balla (1871-1958)

Umberto Boccioni(1882-1916)

Carlo Carra(1881-1966)

Luigi Russolo(1885-1947)

Gino Severini(1883-1965)

METAFIZIK RESIM
Varlığın, en genel prensipleriyle, temelindeki ilk nedenleri araştıran bir disiplin anlayışıdır. Fütürizm'in hareketlilik anlayışına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Resim sanatında hareketliliği reddeder. Sanatçı, akılcılıktan ve mantıktan uzak, tamamen düşlerden oluşan kompozisyonlar oluşturur. Öncüsü Georgia da Chirica olmuştur

Giorgio De Chirico(1888-1978)

1910' lar

SUPREMATIZM (YUCELEYICILIK)
1913 de bir tavir olarak Rusya'da dogan akim; cagin mekanik dogasina uygun bir karaktere sahiptir. Doga goruntulerinin taklitini reddederek, geometrik formlarin temelini teskil ettigi bir ifadeselligi yeglemekteydi. Geleneksellesmis anlatim bicimlerini reddederek, yeni gercekleri yakalmaya calisiyordu. bu geometrize gercekler doganin kaosu icerisinde insanin yucelisini sembolize eden temel elemanlar olarak dogal olgular icinde bulunmayan goruntulerle uygulandi. Temel geometrik eleman kareydi. Konstruktivistler gibi sanatin faydaciligi savunmalarina ragmen onlardan ayrilan ferdiyetci bir tavri benimsemislerdi. sanatcinin muhendis ve bilim adami olmasi fikrine karsi cikarak, hur bir sanatci tipi olusturmayi hedeflediler. Sanat eserinin bilinc alti zihnin tezahuru oldugunu savunarak, insan yapisi meteryal ozunu degil, ama evrenin aciklanamaz bilinmezligini ifade icin bir arzu oldugunu ilke edinmislerdi.

Kasimir Malevich(1878-1935)

DADAIZM VE SURREALIZM (GERCEKUSTUCULUK)
1916 da kurulan bu akima sair Tzara tarafindan alayci bir ifade kullanilarak dada ismi verilmistir. gercegi bulmak icin her seyi reddeden bu akim taraftarlari geleneksel anlayislari ve eski sanati tamamen reddetmekteydiler. Bu red eylemiyle yeni bir sanat dusun ve kultur ortami yaratmayi hedeflediler. 2. dunya savasi sirasinda toplumsal belirsizlik icinde kok salan bu akim en sonunda sanati da reddederek yok olmustur.
Dadaizm icinden surrealizm dogmustur. sanatsal yaraticiligin bilinc alti sureclerden kaynaklandigini savunan surrealistler kendiliginden yaratma eylemi biciminde bilinc altinin disa aktaerim araci olarak ortaya koydugu otomatik yaratim eylemiyle birlestirerek surrealizmin temelini atmistir. Freud tarafindan gelistirilen psikanaliz yonteminin etkisinde kalmislardir.

Yves Tanguy(1900-1955)

Max Ernest(1881-1976)

Rene Magrite(1898-1967)

BAUHAUS
20. yüzyılda mimari, tasarım, sanat alanlarında yeni akımlar yaratmış bir okuldur. Kurulduğu zaman dünyanın en seçkin ve çağdaş mimarlarını, sanatçılarını, biraraya getirerek, yalnızca bir eğitim kurumu yaratmamış, aynı zamanda bir üretim merkezi ve tüm bunların konuşulup tartışıldığı bir yer haline gelmiştir.

1920 'ler

YENİ NESLELLİK (DİE NEUE SACHLİCHKEİT)
Birinci Dünya Savaşı
sonrası Almanya'da George Grosz ve Otto Dix tarafından başlatılan ve 1930-40'lara kadar devam eden bir dışavurumcu akımdır. Gerçekçi bir tarz ile iğneliyici ve sosyal eleştiri niteliği taşıyan bir akım olarak karakterize edilir.

George Grosz

Otto Dix

KONSTRUKTUVIZM (YAPICILIK)
20. y.y. ikinci on yillik suresi icinde aktif olan onemli bir sanat hareketidir. Hareket rusyada dogmus ve 1917 devrimini muteakiben etkinlik gostermistir. Yeni dogan bu dunya duzeni icerisinde sanatcinin bir muhendis ve bir bilim adami oldugunu kabul eden bu harekete bagli sanatcilar yeni kurulmakta olan bir duzenin yeni kurallara ihtiyac duyduguna inanmaktadir. Burjuva on yargilarina siddetle kersi cikan konstruktivistler sanat icin sanat fikri ve gercegin yorumu ve tasviri anlayisinada tepki gostermektedirler Materyalist tavri yeni bilimsel ve materyal bicimlerde belirlemeye calisarak toplumsal olarak faydali ve kullanilabilir seylerin yeni bicimlerin kaynagi oldugunu kabul ederlerdi. Toplumu ve sanati butunlestirme cabasinda makine ve insan bilinci zamanlarini yansitacak gucte olup 20. y.y. in degisen sartlarina uygun bir estetik yaratmak istiyorlardi. En onemli sanatcilari endustriyel desen, ahsap, metal ve seramikle birlikte film ve tiyatro ile ugrasan Vladimir Tatlin, tipografi, poster, fotograf ve film ile ugrasan Alexander Rodchenko mimari ve ic dekorasyonla ugrasan El Lissitzky ve insan duygularini sekillendiren psikolojik fenomen ve ic fenomenlere egilen Naum Gabo olmustur. Sanat tarihi içerisinde bu akima bagli olarak sekillenen en ilginç eser bir proje olarak kalan 3.Enternasyonale anitidir. Gelecege donuk eser olarakta unlenen bu eser uzay cagi dinanizmine uygun bir düşüncenin urunu olup masif bir spiral olarak teşkilatlandırılmıştı. icinde bir silindir, bir kup, bir küre asılı olup, cesitli mimari mahalleri ihtiva edecekti.Bugün ayakta kalan en önemli konstruktivist eser ise moskovadak, Leninin mozolesidir.

Vladimir Tatlin(1885-1953)

Alexander Rodchenko(1891-1977)

El Lissitzky(1890-1941)

Naum Gabo(1890-1977)

ART DECO
Fransa menşeli sanat akımı. 1920'lerden sonra özellikle mimaride görülmüştür. Adını 1925 senesinde yapılan Exposition Internationale des Arts Décoratifs et Industriels Modernes (Uluslararası Modern Dekoratif ve Sınai Sanatlar) sergisinden almıştır. Art nouveau'nun hemen ardından gelen bu akım, ondan farklı olarak el emeğine değil, sanayiye dayalıdır. Desenleri geometriktir. Art nouveau'da olduğu gibi gotik süsleme öğelerinden yararlanılır. 1930'lardan sonra mimarların mimariyi süsten ayırmak istemeleri ve süslemeyi değil işlevselliği savunmalarıyla son bulmuş; fakat 1960'lı yıllarda yeniden itibar görmeye başlamıştır.

DE STIJL (NEO PLASTIK HAREKET)
1917-1931 yillari arasinda etkinlik gosteren bu hareket matematiksel bir cikisla sanata yeni bir yon vermeyi hedeflemisti. Son derece yalin bir bicim alan sanat yapiti sadece dikey veya yatay cizgilerden ibaret bir gorunum icindeyken renk dizgeside uc ana renge yani sari, kirmizi ve maviye bagli kalinmistir. Bu harekete bagli sanatcilar icin evrenin temeli tamamen yatay ve dikey cizgilere dayanmaktadir.
De Stijl hareketi uc safhali bir gelisim gostermis olup 1916-1921 arasindaki "formalist safha" Hollanda'da 1921-1925 arasindaki "olgun safha" Uluslararasi bir boyutta gorunurken 1935-1931 arasi "donusum safhasi" dagilim asamasi olara genis bir alanda kendini gostermistir.

Piet Mondrian(1872-1944)

SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK)
Avrupa’da birinci ve ikinci dünya savaşları arasında gelişmiştir. Temelini, akılcılığı yadsıyan ve karşı-sanat için çalışan ilk dadaistlerin eserlerinden alır. 1924'te "Manifeste du Surrealisme"i (Sürrealizm Manifestosu) hazırlayan şair Andre Breton'a göre gerçeküstücülük, bilinç ile bilinç dışını birleştiren bir yoldur. Gerçeküstücülük akımı, gerçek dışı anlamında değil aksine gerçeğin insandaki iz düşümü şeklinde bir yaklaşımdır.

Sigmund Freud’un teorilerinden etkilenen Andre Breton için, bilinçdışılık düş gücünün temel kaynağı, deha ise bu bilinçdışı dünyasına girebilme yeteneğiydi.

Breton’un yanı sıra Louis Aragon, Benjamen Peret, otomatik yazı yöntemleri üzerinde deneyler yaptılar. Kendi söylemleriyle, "gerçeküstü dünyanın düşsel,cinsel,sapkın imgelerini geliştirmeye" başladılar. Bu şairlerin dizelerindeki sözcükler, mantıksal bir sıra izlemek yerine bilinçdışı psikolojik süreçlerle bir araya geldiği için insanı irkiltiyordu.

Gerçeküstücülük, yöntemli bir araştırma ile deneyi ön planda tutuyor, insanın kendi kendisini irdeleyip çözümlemesinde sanatın yol gösterici bir araç olduğunu vurguluyordu.

1925’ten sonra gerçeküstücüler dağılmaya, başka akımlara yönelmeye başladı. Ancak bu akım, resimden, sinemaya, tiyatroya kadar bir çok sanat dalını derinden etkiledi.

Andre Breton

P. J. Jouve

Pierre Reverdy

Robert Desnos

Louis Aragon

Paul Eluard

Antonin Arnaud

Raymond Queneau

Philippe Soupault

Arthur Cravan

Rene Char

Federico Garcia Lorca

Salvador Dali 

1930 'lar

SOSYALİST REALİZM
Sosyalist gerçekçilik sosyalizm ideolojisinin sanat ve edebiyata yansıması olarak 1930'lu yıllarda ortaya çıktı. Özellikle SSCB'de ve Çin'de ön plana çıktı ve komünistlerden de destek gördü. Sosyalist ideolojinin idealizmini ortaya çıkarmayı hedefleyen bu akımın etkisinde edebiyat eserlerinde devrimci kahramanlarla, halka örnek olacak kişiler yaratılması hedeflendi. Maksim Gorki'nin Ana romanı bu akımın ilk örneklerinden sayılır. Resim sanatında ise devrimci ruhun ön plana kuvvetli bir imajla çıktığı eserler desteklendi. Sosyalist Gerçekçi akımın ana konuları arasında devrim, işçi sınıfı ve sanayi bulunmaktadır.

1945'ler

ABSTRE EKSPRESYONIZM (SOYUT DISAVURUMCULUK)
Ekspresyonizmin uzantisi olarak 1940 yillarin sonunda dogan bu akim 1950 yillari icinde gelismis olup, 1960 ve 1970 yillarinda etkisini yogun bir bicimde gostermistir. Dogmatik olmaktan cok arastirmaci bir tutum sergileyan bu hareketin metafizik sanrilara duydugu alaka belirgindir. bilnc ve bilincsizlik arasindaki karsitliga onem vererek derin seviyelere inmeyi hedeflemislerdir. zitliklarin butunlugu icinde otomatik yaratima onem vermesi surrealist akimlardan aldigi etkilerle baglantilidir. Bu akim icindeki sanatcilarin ilgi odagi junf felsefesidir. Arketipler ve bunlarin uretilmesi onem tasir. Soyut bir uretimin egemen oldugu bu akimda dogaclamaya onem veren sanatcilar ic birikimin tumuyle disa vurumuna agirlik vermislerdir. Derinligi olmayan yeni mekanlarda kurulan sanat eserleri seyirci icin ima edilen bir ozumseme ortami yaratmayi hedefleyerek bosluk icinde sartlanmisliktan onu kurtarmayi hedeflemektedirler

Jean Dubuffet(1901-1985)

Francis Bacon(1909-1992)

Arshile Gorky(1905-1948)

Willem De Kooning(1904-)

Franz Kline(1910-1962)

Philip Guston(1913-1980)

ART BRUT
Fransızca bir terim olan 'art brut'nun tam karşılığı, 'ham sanat'tır. 'Art brut'da profesyonel olmayan, kendiliğinden bir sanat söz konusudur.

1948 yılında Dubuffet, Breton ve Tapie, 'art brut'yu kurdular. Bu sanatçıların amacı; kendi kendini yetiştirenlerin, meşhur olmayanların, mahpusların ve ruh hastalarının ürünlerini ortaya çıkarmaktı. Jean Dubuffet'nin topladığı çalışmalardan bir 'art brut' kolleksiyonu oluşturuldu.

Dubuffet, kazanılmış kültürün ürünleri olan sanatları reddetti ve 'art brut'nun ateşli bir savunucusu oldu. Kendi resimlerinde de bu yaklaşımı açıkça görülmektedir.

TACHISM
Taşizim, resim sanatında düzensiz biçimli renk lekeleri ve damlalarının kullanılmasını temel alan sanat biçimidir. Terim, Fransızca “tache” (leke) sözcüğünden türetilmiştir. Bu anlayış önceden bir resmetme eylemini yadsıyarak, sanatsal yaratmada rastlantısalcılığın ön plana alınmasını öngörmektedir. Amerika'da ortaya çıkan soyut dışavurumculuk akımının Avrupa sanatındaki eşleniği olarak değerlendirilebilir. Bu akıma verilen diğer adlar l'art informel (Amerikan sanatındaki action painting benzeri) ve abstraction lyrique (Amerikan sanatındaki Lyrical Abstraction benzeri)dir.

Paris Okulu terimi II. Dünya Savaşı'nın ardından taşizm yerine kullanılmaya başlamıştır. Bu akımın önemli destekçileri arasında Jean Dubuffet, Pierre Soulages, Nicholas de Stael, Hans Hartung, Serge Poliakoff ve Georges Mathieu gibi sanatçılar bulunmaktadır.

Chilvers'a göre taşizm terimi ilk kez 1951 yılında kullanılmış (Fransız eleştirmenler Charles Estienne ve Pierre Guéguen tarafından ortaya atılmıştır) ve Fransız eleştirmen ve ressam Michel Tapié tarafından yazılan Un Art autre (1952) adlı kitapla tüm dünyaya duyurulmuştur.

Kübizme tepki olarak doğan taşizm; ani fırça darbeleri, damla ve lekelerle özdeşleştirilmiş ve zaman zaman hat sanatını andıran bir kimliğe bürünmüştür.

Taşizm, sanat eleştirisinin ön planda olduğu 1950'li yılların Fransası'nda başı çeken Art Informel akımıyla da yakından ilintilidir. Ne var ki, bu akımın algılanma biçimi geleneksel anlayışla pek örtüşmemektedir.

1950'ler

KINETIC ART (DEVINIMSEL SANAT)
Hareketin tasviri anlayisindan yola cikarak ortaya cikan bu harekete konstruktivizmin etkisi buyuk olmustur. Eserleri hareketin kendisiyle degil hareket etkisi yapmasiyla ilgilidir. kinetic sanat icin ozgun etki eserin karsisinda hareket eden seyirciden kaynaklanmaktadir. Seyirciler eseri elleyebilecegi gibi onu harekette ettirebilir. Gelecege yonelik tavri ile futurizmdende etkilenen bu akim farkli olan hareketi bicimsel bir sekilde degil de bizzat hareketli bir nesne biciminde ifade etmesidir.
1950 yillarinda gelisim gosteren bu sanat akimi dort tip olarak ele alinir 1. gercekten hareketli 2. izleyicinin hareketiyle hareketlenen 3. isik yansimasi yapanlar 4. izleyenin katilimini gerektirenler.

Naum Gabo(1890-1977)

Alexander Calder(1898-1976)

Josef Albers(1888-1976)

NEO DADA
Neo-dada, genellikle 1950'lerin New York'unda Robert Rauschenberg ve Jasper Johns'ın çalışmış oldukları tarzı anlatmak için kullanılır. Bunun nedeni, bu sanatçıların, Dada akımına benzer olarak buluntu nesnelerden oluşturdukları kolaj ve asamblajlarla anti-estetik tarzı eserler oluşturmalarıydı. Fransız Dada sanatçısı Marcel Duchamp'ın da bu dönemde New York'ta oluşu bu isimlendirmede etken olmuştur. Bu dönemde ve sonrasında Dada etkisi happening'lerde de görülmüştür.

POP ART
II. Dünya savaşından sonra meydana gelen köklü değişimlerin bir getirisidir. Tüketimi çekici hale getirmek için reklamlar, renkli afişler, hatta resimli dergi ve romanlar kullanılmaya başlanır. Pop Art Sanatı tüketime yardımcı bir reklam aracı olarak doğar, gelişir. Claes Oldenburg bu sanatın öncüsü olmuştur.

Richard Hamilton(1922-)

Eduardo Paolozzi(1924-)

David Hockney(1937-)

1960 'lar

OP ART
1962 den sonra kinetic sanattan etkilenerek ortaya cikmistir. gozun yanilabilirligi ustune arastirmalardan yola cikarak 2. ve 3. boyutu incelemeye yonelmistir. konstruktivist anlayistan yola cikarak uyumlu goz olgusunu irdelemislerdir. Bunun icinde beyin veya gode fiziki etkilenmeye neden olan ve izleyiciyi hayret ve aldanmaya yoneltecek imajlar yaratmayi hedeflemislerdir. Psijik etki ve fiziki gercekler arasindaki zitligi vurgulayarak cok boyutlu bir goruntu uzerine yerlesen sanatsal bicimi olusturmak ister.

Josef Albers(1888-1976)

Victor Vaserley(1908-)

Yaacov Agam(1928-)

FLUXUS
Fluxus, ilk olarak George Maciunas, Almus Salcius, vd. New York'ta ikamet eden Litvanyalıların, bir dergi çıkarmak amacı ile Litvanyalılar Kültür Derneği'ne teklif etmelerinde buldukları isimdir.(Bu dergi hiç çıkmamıştır). Maciunas'a göre Fluxus'un amacı "sanatta devrimsel bir gelgitin oluşmasını sağlamak, yaşayan sanatı ve karşı sanatı (anti-art) yaymak" idi. Bu açıdan Fluxus, Dada ile yakından ilişkilendirilebilir. Zamanın çoğu avant-garde sanatçısı Fluxus içinde yer almıştır. Bunlar arasında Joseph Beuys, Yoko Ono, Nam June Paik, Charlotte Moorman, Wolf Vostell, Dick Higgins sayılabilir. Tabii bu isimler Joseph Beuys'un zaten kendisinin Fluxus dışında da oldukça tanınmış olması; Yoko Ono'nun birazda John Lennon ismi ile anılması ve Nam June Paik'in de (Fluxus öncesinde de oldukça tanınan) video sanatının kurucusu olması bakımından ön planda yer alan isimlerdir. Bunların dışında Dick Higgins, Alison Knowles, Robert Filliou, Henry Flynt, George Brecht, Robert (Bob) Watts, Mieko (Chieko) Shiomi, Takako Saito, Ay-O gibi daha bir çok ismi saymak mümkündür. Nicelik açısından Fluxus'a bakıldığında toplamda 40 ya da 80 kadar merkezi sanatçı figürünü görmek mümkündür. Nihai olarak ise sanatçılar, küratörler, akademisyenler, galeri sahipleri, koleksiyonerler vs.den oluşan yaklaşık 360 isimden bahsetmek olasıdır. 1960'ların çoğulculuğuna yol açması açısından önemli olup etkisi günümüzde de sürmektedir.

Joseph Beuys

MINIMALIZM (BASITLESTIRICILIK)
1960 li yillarin basinda ortaya cikan bu harekette gercek mekan ve gercek meteryal anlayisi cikis noktasini temsil ediyordu. sembollere onem vermeyen ve sanatsizliga dogru yonelen bu hareket notr bir zevki gelistirmeye yonelmistir. geometrik formlarin onemine paralel olarak olagan bicimi basite indirgemede madde ve renk olgusuna onem vermektedir.

Renk ve bicim kullanmada saflasmayi hedefleyen sanatcilar basit hacimler ve geometrik bicimlerle endustriyel materyaller kullanmaya agirlik vermislerdir. Galvenize ve haddelenmis celik, floresans tupleri, ates tuglasi sunni kopuk bakir levhalar basit geometrik bicimde ele alinmistir.

Josef Albers(1888-1976)

Barnert Newman(1905-1970)

Don Judd(1928-)

KAVRAMSAL SANAT (CONCEPTUAL ART)
1960 li yillarin ortalarinda gelisen bu akim dusunceyi maddesel olgulardan ustun tutan tavriyla belirlenmektedir. herseyden bagimsiz olarak kavramsal fikirlere agirlik veren bir bilgisel sanat hareketidir. sanatin kesin bir taniminin yapilmasi ve sanatin diger dusun alanlari icindeki yerinin tanimlanmasi esastir. fikirler uzerinde yeni bir vurgulama yapilarak fikirlerin tek bir nesne icnde degilde uygun bicimlerde yazili onemli onermeler, afisler filmler ve videolar araciligi ile yansitilmasi iletisimselbir nitelik kazanmasina onem verilmistir.

Joseph Kosuth(1945-)

Edward Kienholz(1927-)

PERFORMANS SANATI
1960'lı yıllarda ortaya çıkan, izleyicinin önünde canlı olarak icra edilen bir sanat biçimidir. Performans sanatı etkinlikleri bazen happening olarak da adlandırılır. Bunun yanı sıra Fluxus, beden sanatı, süreç sanatı ile yakından ilgilidir. Sahne ve gösteri sanatları ile ortak yönler taşısa da, dans, müzik, tiyatro, sirk, jimnastik gibi gibi etkinliklerden farklı olarak görsel sanatların içinden çıkmış öncü bir akım olarak kabul edilir; tiyatro performanslarından farklı olarak olayların ilüzyonu değil olduğu şekliyle olayın kendisi sergilenir. Kökleri 20.yy başındaki Dada akımının anarşist performanslarına, 1920 ve 30'lu yılların sürrealist ve fütürist performanslarına ve hatta Jackson Pollock'un aksiyon resmine kadar gider. Bildiğimiz anlamıyla performans sanatı 1960'larda doğduktan sonra yaygınlaşıp 70'lerde fikirleri ön plana çıkaran kavramsal sanatla bağlantılı olarak devam etmiştir.

FOTOREALİZM (FOTOGERÇEKÇİLİK)
1960'larda özelikle Amerika Birleşik Devletlerinde ortaya çıkmış olan "fotogerçekçi" resim akımının ürünlerinde bu eğilim açıkça gözlemlenebilir. Dönemin resimleri incelendiğinde üretilen görüntülerin konunun kendisinden çok, olası bir fotoğrafına benziyor olması özellikle dikkat çekicidir. Yaratıcılığın ve özgünlüğün tartışıldığı ve modern sanatın temellerinin atıldığı 1960'lı yıllarda, bir kısım sanatçı, özgün olarak nitelendirilen eserlerin aslında birbirlerine benzediği ve hatta sanatçının çoğu zaman kendi kendini tekrar ettiği düşüncesiyle, sanatı kendi özgün duygu ve düşüncelerinden arınmış olarak üretmeyi seçmişlerdir. Fotogerçekçi akımın önde gelen isimleri John Baeder, Richard Estes, John Kacere, Jack Mendenhall, David Parish, Davis Cone ve Franz Gertsch olarak sıralanabilir. Bu akımın ressamlarının yapmaya çalıştıkları, aslında, prensip olarak klasik realizm ressamlarının amaçladıklarına çok benzemektedir. Ancak bu kez üretilecek olan temsiller fotoğrafla tanışık sanatçı ve izleyicilerle buluşacağından hedeflenen benzerlik düzeyi oldukça yükselmiştir.

SÜREÇ SANATI (PROCESS ART)
Yaratım sürecinin saklı olmadığı, tam aksine eserin temel niteliklerinden birisi olduğu; hatta kimi zaman eserin tüm konusunu kapsadığı sanat türüne denir. Özellikle 1960'ların sonunda ve 70'lerde yaygınlaşmış olup kökleri soyut dışavurumcu ressam Jackson Pollock'a kadar gider. Pollock sonrası; resimlerinde boyayı dökme sürecinin açıkça görüldüğü Morris Louis, çalıştığı odanın köşelerine eritilmiş kurşun fırlatan Richard Serra, uzun keçe parçaları üzerinde kesikler açarak duvara çivileyen veya yerde bırakan ve keçenin kendi özellikleri, dış etkenler ve sanatçının hareketleri arasındaki etkileşimi baskın kılan Robert Morris örnekleri sayılabilir.

LAND ART (ARAZİ SANATI)
Land art, 1960’ların sonunda ABD’de ortaya çıkmış, 1970’lerde tüm batı ülkelerini etkilemiş avant-garde sanat türüdür. Çağdaş sanatın non–art veya anti-form hareketleri içinde yer alan Land art akımı hiçbir sanatsal -izm ile açıklanamaz. Bu akım, doğanın geniş alanlarına insan müdahalesi olarak düşünülebilir. Taş, toprak ve birçok doğal malzemenin kullanılmasıyla gerçekleştirilen bu sanatta, çok çeşitli uygulama biçimleri vardır, örneğin doğada hendekler açma, toprağa gömme, galeri mekanı içinde toprak, gübre, taş ya da insan ürünü çevresel nesneler…

II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan yenilikçi sanat tavrı resim, heykel ve benzeri disiplinler arasındaki sınırları kaldırırken sınırsız malzemeyi barındıran çevreye yönelim başlamıştır

Doğa sanatı niteliği altında toparlanmış sanatsal çalışmalar iki düşünce altında irdelenebilir. Birincisi, sanatsal malzeme ile doğaya uyumlu çalışma ve ikincisi doğadan sanata aktarma. Doğaya uyumlu çalışmada ‘sanat doğa içindir’ düşüncesi ile birlikte sanatsal biçimlendirme yolu seçilmiştir. Yani zaman aynı anda bir sanatsal etken de olmaktadır. Sanat yapıtları zaman içinde yok olurlar. Land-art aynı zamanda galericilik düzenine karşı oluşmuş bir akımdır. Land-art akımı içerisinde yer alan sanat eserleri zaman zaman galerilerde sergilenmiştir, ancak bu işlerin asla satışı yapılamamıştır. Çünkü Richard Long’un Wyoming Çemberi isimli eserinde olduğu gibi oluşturulan düzenleme, aynı şekilde bir kez daha asla oluşturulamaz ya da Andy Goldsworthy’nin ‘Çamur Kaplı Taş’larında ve kardan,buzdan yaptığı heykellerinde olduğu gibi zamana karşı koyamayarak yok olur.

POSTMİNİMALİZM
Minimalizmden etkilenmiş veya minimalizmden yola çıkmış çeşitli sanat alanları için kullanılan bir terimdir. Bu ifade genelde görsel sanatlar ve müzikte kullanılsa da minimalizmi kritik bir referans noktası olarak alan her alan için kullanılabilir.

Yorumlar  

 
Guest
0 # Guest 23-05-2013 14:56
çok uzun olmuş
Cevap
 

Ek Bilgi